Nick :  Sifreniz :  
Sohbet

Arkadaşlık

Dostluk Kalpler
Radyo Oyun Istanbul Ankara


Sohbet

18 Haziran 2010 Yazan Nexi  
Kategori Genel

Ne olur bırakma ellerimi

18 Haziran 2010 Yazan Nexi  
Kategori Genel


Aşkın, taraflardan biri için sonsuz, diğeri için ise bitmiş olması ve bu kavramların iki kişi arasında bazen değiş tokuş edilmesi kadar acıklı durum pek az yaşanır herhalde… 

Bir gün önce, artık eskisi kadar hoşlanmadığımız birine, bir gün sonra yeniden âşık olabiliriz biz…

Duygularımız, istemsiz bir biçimde, algılarımızı ve tahminlerimizi son sınırlarına kadar zorlayarak değişebilmeye programlanmış gibidir. Duygularımızdaki dengesizliklerimize ‘yanılgı’ deriz, sebepler öne sürerek aslında ne kadar dengeli insanlar olduğumuzu kanıtlamaya çalışırız; belki de en çok kendimize…

Yapılması istenmeyen ve hatta beklenmeyen fedakârlıkları bir silah olarak kullanabiliyoruz. Aşk bir savaş gibi yaşandığında, sevgilimiz, esir alınması gereken bir düşman askeri gibi görünüyor gözümüze…

Tüfeğimizin şarjörünü fedakârlıklarla doldurarak, sonsuz bir aşk uğruna daracık bir alana hapsedip, özgürlüğünün efendisi olmaya çalıştığımız esirimizin başına doğrultuyoruz.

Ama esir, başına dayanmış silahın sahibini sevemez…

Sonunda silah ya esirin eline geçiyor ve biz en güçlü olduğumuz anda vuruluyoruz, ya da esir alınmış birinin, sonsuz aşkın aktörü olamayacağını anlayıp esiri vuruyoruz.

Aşkın yaşı yoktur

18 Haziran 2010 Yazan Nexi  
Kategori Genel


Mahkeme salonunda, seksen yaşlarındaki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı.
Adam inatçı bakışlarla, suskun ninenin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözleri
be bıkkın bakışlarını süzüyordu. Hakim yaşlı kadına sordu.

“Anlat teyze, neden boşanmak istiyorsun?”

Yaşlı kadın, derin bir nefes çektikten sonra, baş örtüsünü düzeltti,
kısılmış sesi ile konuşmaya başladı.

“Bu adam canıma yetti. elli yıldır bezdirdi hayattan…”

Sonra uzunca bir sessizlik oldu mahkeme salonunda…
Sessizlik, bu tür haberleri her gün manşet yapan gazetecilerden birinin
flaşıyla bozuldu. Kimbilir nasıl bir manşet atacaklardı, yaşanmış elli yılın
ardından. Çok sayıda gazeteci izliyordu davayı… Kadın neler diyecekti?
Herkes onu dinliyordu. Yaşlı kadının gözleri doldu anlatmaya devam etti.

“Bizim bir sedef çiçeği vardı çok sevdiğim… O bilmez… Elli yıl önceydi…
O çiçeği bana verdiği çiçekler arasından kopardığım bir yapraktan
tohumlamıştım, öyle büyüttüm. Yavrumuz olmadı, onları yavru bildim.
Bir süre sonra çiçek kurumaya başladı. O zaman adak adadım.
Her gece güneş açmadan önce, bir tas suyla sulayacağım onu diye…
İyi gelirmiş öyle dediler. Elli yıl oldu, bu adam bir gece kalkıp
bir kere de bu çiçeği ben sulayayım demedi. Zaten ben sulayacağıma
dair adak dilemiştim, o sulasa olmazdı ama ondan bunca yıllık
evliliğimizde bir tek şey istedim. Uyuya kalırsam beni uyandırmasını.
Ama elli yıl boyunca onun uyandırmasına gerek kalmadan hep
kendim kalkıp suladım sedefimi. Taa ki geçen geceye kadar.
O gece takatim kesilmiş uyuyakalmışım… Ben, böyle bir
adamla elli yıl geçirdim. Hayatımı, umudumu, her şeyimi
verdim. Ondan hiç bir şey görmedim. Bir kerecik olsun, benim
görevlerimden birisini yapmasını beklemedim. Onsuz daha iyiyim,
yemin ederim”

Hakim yaşlı adama dönerek; “Diyeceğin bir şey var mı baba?” dedi.

Yaşlı adam elindeki bastonla kürsüye zar zor yürüdü. O ana kadar
suçlanmış olmanın utangaçlığını hissettiren yüz ifadesiyle
hakime yöneldi. Tane tane konuştu.

“Askerliğimi Reisicumhur köşkünde, bahçıvan olarak yaptım. O bahçenin,
görkenli görünmesi için çiçeklere emek verdim. Hanımımı da orada tanıdım,
Sedef çiçeklerini de… Ona en güzel çiçeklerden buketler verdim.
İlk evlendiğimiz günlerin birinde, boyun ağrısı nedeniyle,
onu doktora götürdüm. Doktor çok uzun süre uyanmadan yatarsa;
boynundaki kireç sertleşir, kötüleşir dedi. Her gece uykusunu
bölüp uyansın, gezinsin dedi. Ama bizim hatun doktoru dinlemedi.
Lafım geçmedi… O günlerde, tesadüf, bu çiçek kurumaya yüz
tuttu. Ben ona “Bu sedef çiçeğini gece sulamak lazım, yoksa bozulur.”
dedim. Adak dilettim… Her gece onu uyandırdım ve onu seyrettim.
Her gece o çiçek ben oldum sanki. Her gece, o yattıktan sonra uyandım.
Saksıdaki suyu boşalttım. Sedef, gece sulanmayı sevmez hakim bey…
Geçen gece de… Yaşlılık… Ben de uyanamadım. Uyandıramadım… Çiçek
susuz kalırdı ama kadınımın boynu yine azabilirdi. Suçlandım…
Sesimi çıkartmadım…”
O anda gazeteciler dahil, mahkeme salonundaki herkes ağlıyordu.

Sohbet1

18 Haziran 2010 Yazan Nexi  
Kategori Genel